Yalan ve Yalancılığın Psikolojisi

İçerik: 
 
Yalan ve Yalancılığın Psikolojisi
 
                        yalan-psikoloji-pinokyo-yalanci 
                        Herkes Yalan Söyler

             “Dünya Tükenir, Yalan Tükenmez” Yalan söylemek, diğer insanları kendinizi kandırmak, sosyal ilişkilerinizi, hatta yaşamımızı yönlendirmektedir. Yalan, toplumsal açıdan çelişkili mesajlar verebilir. Çocuklarımıza nasıl daha iyi yalan söylendiğini öğretir, yalanı kusur olarak görmemize rağmen, insanlara yalan söylemeleri için uygun ortam hazırlarız. Yalan psikolojisini gelişim sürecini anlayabilmek için, söylenen yalanların biyolojik, fiziksel ve toplumsal etkileri göz önünde bulundurulmalıdır.
 
          Yalanın Tanımı:
       Türkçede ve  İngilizcede yalan kavramını tanımlayacak yüzlerce sözcük vardır. Türkçede “Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yanar”,Yalana Şerbetli Olmak” gibi yalanla ilgili birçok atasözü ve deyim bulunmaktadır. Yalan söylemekle aynı anlama gelecek fiilleri şöyle sıralayabiliriz: hile yapmak, kandırmak, çalmak, kandırmak, rol yapmak, iftira etmek, saklamak, gizlemek, abartmak, asılsız haber yapmak, sahtekarlık, ört bas etmek, dolap çevirmek, üç kağıda getirmek, yolunu bulmak, madik atmak,kaçamak yapmak, dalavere yapmak vb liste uzar gider. Yalanla aynı anlama gelecek sıfatların bazılarını şöyle sıralayabiliriz: düzenbaz, hileci, yapmacık, taklitçi, iki yüzlü, sahtekar, üç kağıtçı, ahlaksız, dolandırıcı, hain, sadakatsiz, riyakar, samimiyetsiz, çıkarcı, dalavereci, namussuz, martaval. Yalanı yumuşatmak için olsa gerek kelime dağarcığımıza bir sürü kelime girmiştir.
 
           
                  Yalan Söylemeyi Nasıl Öğreniyoruz:
            “Çocukların yalan” söylemeleri doğruyu söylemeleri kadar normal gelişim gösteren bir davranış örüntüsüdür. Uzmanlar, yalanın kişinin özerkliğini sağlama ve kendine ailesinden farklı bir birey olarak kabul ettirme sürecinde geliştiğini vurgular. Çocuklar, anne babalarını kandırarak onların her şeye gücü yeten, her şeyi bilen insanlar olmadıklarını anlarlar. Böylece, çocuklar her zaman güçlü bir koruyucuları olması gerektiğini fantezilerinin ne kadar yanlış olduğunu keşfederler. Çocuklar, bu fantezilerden sıyrılmak için kendi kendilerine koruma ve kendi kendilerine göz kulak olma sorumluğunu geliştirirler. Böylece, hem ego hem de süper ego fonksiyonlarını kolaylaştırmış olurlar.
 
           Çocuğun yetiştirilme tarzı ve yetiştiği sosyal çevre nasıl ve ne çeşit yalan söyleneceğini belirler. yalan, çocuğun cezalandırılması ve ya ödüllendirilmesi ile pekiştirilir. Yalanın günlük baz da ortaya çıktığını aile gibi ana kültürler ve yan kültürler arsında gözle görülür. Farklılıklar ortaya çıkar. Eğer çocuk sürekli şok yaşıyor ve kötü tecrübeler geçiriyorsa (cinsel ve fiziksel istismar ya da alkolik bir ebeveyn tarafından yetiştirilmek gibi), yalan “stresle başa çıkmanın” en temel göstergesi olur. Alkol alışkanlığı olan bir ebeveyn tarafından yetiştirilmek demek her şeyle başa çıkabilme için sahte bir yüz ve benlik geliştirmek demektir.
 
             Sonuç olarak, sosyal ortamlarda yerine  göre yalan söyleyebilmek, diğer bir değişle  beyaz yalanlar söylemek ilişkileri güçlendiren bir beceri ve farklılığın göstergesi olarak kabul edilir. Ne zaman doğru, ne zaman yalan söyleyeceğimiz  gelişimimizi belirleyen en önemi noktadır.
 
 
 
               Patolojik yalanlar:
               Patolojik yalanlar, yalan müptelalığından tutun da yanılgı fantezisine kadar uzanır. Yalan, dürtülerin kontrol edilmemesi (kleptomani, kumar ve alışveriş alışkanlığı), uyuşturucu ve alkol bağımlılığı gibi klinik özelliklerle de açığa çıkar.
                Patolojik yalanlar söyleyen bireylerin çocuklarında, fiziksel ve ya cinsel istismar, düzensiz aile yaşantısı, dürtülerin yönlendirdiği davranışlar, düşük benlik saygısı, diskleksiya ya da diğer serebral fonksiyon bozuklukları gözlemlenmiştir. Bu faktörlerin tıbbi açıklaması henüz açıklığa kavuşmamıştır; fakat, genetik faktörler, serebral fonksiyon bozukluğu ve güvensiz çocukluk yılları kronik yalanların uyumsuzluklarla başa çıkma mekanizması olarak kullanılmalarına neden olmaktadır.
 
 
              Yalanları yakalamak mümkün mü?
              Yalanları ortaya çıkarmak herkes tarafından uygulanabilecek günlük bir beceridir. Yanlış cümleleri doğrulardan ayırabilmenin temelinde birbiri ile uyumsuz sözel ve sözel olmayan mesajların belirlenebilmesi becerisi yatar. Yalanı yakalamak gelişimsel bir beceridir. çocuk büyükçe sözel olmayan mesajları okumayı ve sözel mesajlarla karşılaştırmayı öğrenir. Hayat tecrübesi kazandıkça konuşulan kelimeleri eleştirisel boyutta değerlendirmeye başlar. İnsanlar çocukluktan yetişkinliğe doğru ilerledikçe söylenen şeylerin doğru olduğunu varsaymaya başlar. Bu varsayım karşılıklı ilişkilerin güçlenmesine yardımcı olur. Beraberinde sosyal bir güvenirliği getirir.
                İnsanların yalanı yakalama oranı şanslarıyla ulaşabilecekleri oranın ötesine geçmemektedir. Polisler gibi işlerinin kapsamın da yalan yakalama zorunluluğu olan insanlar becerilerine çok güvenirler. Oysa kendilerini kandırmaktadırlar; çünkü yalan yakalama becerileri sıradan insanlardan daha gelişmiş değildir. Çok az insanın yalan yakalama becerisi çok iyi bir düzeydedir. Bu insanlar ya özel bir eğitim aldıklarından ya da doğaları gereği, sözel olmayan iletişimi ve mikro ifadeleri gözden kaçırmazlar.
 
                Yalan yakalamak için teknoloji nasıl kullanılır:
               Yalanın ve doğruluğun geçerli ve güvenli bir mekanizma ile ölçülmesi arayışları yıllarca önce başlamış ve günümüzde hala devam etmektedir. Poligarf yaygın bir şekilde kullanmasına rağmen uygulamada yanlışlıklar, karışıklıklar ve hile göze çarpmaktadır. Stenbrook (1992), poligrafın bu derece karmaşık görünmesi nedeniyle insanların daha basit bir alet geliştirme arayışına girdiklerini  öne sürer. Üstelik insanların bu alete artık hiç güvenmedikleri üzerinde durur.
 
                   Yalan söyleyen kişi nasıl tedavi edilir:
        Çok az hasta yalan söylediği için tedavi duyma ihtiyacı duyar. Hasta gönüllü olarak terapiye girmek istese bile yalan problemi psikoterapist için süreklilik gösteren bir problemdir. Özellikle dürtü kontrol bozukluğu ve uyuşturucu bağımlılığı olan insanlar aynen kişilik bozukluğu olan insanlar gibi adeta yalan üzerine bir yaşam kurmaya mahkumdurlar.
        Yalan söyleyen hastaya uygulanacak tedavi bireye özgü olmalıdır; çünkü, yalan hastanın onlarca belirtisinden sadece birini gösterir. Benlik saygıları oldukça düşük olan hastalar için yüzleşmenin az olduğu teknikler tercih edilir. Tam tersine uyuşturucu bağımlısı ya da dürtü kontrol bozukluğu olan insanlar (patolojik kumarbazlar gibi), en fazla alkolle ve kumarla başa çıkma grupları gibi gurup desteği ve yüzleşmenin yoğun olduğu terapilerden fayda sağlarlar. Terapi seanslarında söylenen yalanlar rüyalara aynı yöntemlerle yorumlanabilirler; çünkü, bu tür yalanlar gizlediklerinden daha fazlasını ortaya çıkarırlar
              Bazı sırlar aile bağlarını kuvvetlendirirken bazıları çok yıkıcıdır. Yıkıcı sırları paylaşan aileler parçalanmaya eğilimlidirler. Dolayısıyla aile fertleri başa çıkmak için yalanı kullanmaya başlarlar. Aile terapistleri hangi sırları açığa vurulacağı konusunda hassas olmalı ve bu sırların yapıcı bir şekilde dışa vurulmasını sağladıklarından emin olmalıdırlar.
                Çocuklarımızı doğru ve dürüst olmaları için yetiştiririz; fakat bir bakarız yalan söylüyorlar. Onlara ve kendimize başka insanlarla daha iyi iletişim kurma konusunda nasıl yardımcı olabiliriz? Ailenin yapısına uyumsuz bir sır ve özel yaşama duyulan ihtiyaç arasındaki fark nedir? sırlar, yalan ve kendini kandırma yaşamın gerçekleridir. Bu yüzden psikoterapi her üçünü de dikkate almalıdır.    
 
 
            Yalanın birey üzerindeki etkileri:
           Yalanla kendini kandırmak yaşamımızın her alanına sızmıştır. Benliğimizi ve kimliğimizi belirlemekle kalmayıp karşılıklı ilişkilerimizi de yönlendirirler. Yalanla kendini kandırmanın hep yalan söyleyen, Hem de diğer insanlar üzerinde korkunç etkileri vardır. Aşırı güve kişinin kötü kararlar almasına neden olurken yalan ve hile karşıdaki kişinin hayatını söndürebilir. İlişkilerde yalan ve hile destek olarak algılanmadıkları sürece güvensizliğe yol açar. samimiyete zarar verir. Olgunluğun bir boyutu yalanın olumlu yönlerini yakalayabilme, yalanların olumsuz etkilerden nasıl ve ne şekilde kaçınacağımızı belirleyebilme becerisidir.
 
 
             Sonuç ve Özet: Yalanın psikolojik temelleri :
             Yalanın psikolojik temelleri ile ilgili arayışlar birkaç temel kurala ve prensibe indirgenemez. Başlı başına bir bilim, bir konudur. Bu konularda yeni veriler toplanmalı ve çalışmalar yapılmalıdır. Biyolojik temelleri üzerinde durduğumuzda yalanın hayvanlar aleminde de yaygın olduğunu, sadece insanlığa özgü bir özellik olmadığını vurgulamıştık. İnsan oğlu yalanda bir adım öndedir ve kendini kandırma kavramıyla olayın boyutları daha da büyür olayın ruhsal boyutuyla ilgili çalışmalar, kendini kandırma ve yalanın ayrılamayacak kadar birleşmiş olduklarını ortaya koyar. Yalanla kendini kandırma birbirlerine hizmet ederler. Daha da önemlisi sosyal ilişkilerimizi, belleğimizi, iç-görünüzü ve kendimizi kandırmamızı güçlendirir. Her çocuk gereklilik sonucu, kimliğini ispat etmek için yalana başvurur. Yalan sosyal ortamda kullanmaları için çocuklara yetişkinler tarafından öğretilir kendimizi kandırmamız yetmiyormuş gibi başkalarının yalanlarını yakalamayı ve onların yalan söylemelerini kolaylaştıracak ortamlar yaratmayı da öğreniriz. Bazen yalan söylendiğini anladığımız halde işimize öyle geldiğinden anlamazlıktan geliriz. Böylece kendimizi bir kez daha kandırmış oluruz.
                       Kendini kandırmak çocukluğun ilk yıllarında başlar. Benlik algımızı ve benlik saygımızı korur ve kuvvetlendirir. Yalan ve kendini kandırmak, iç dünyamızın ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde dış dünyamızı şekillendirmemize yardımcı olur. Gerçeğin çözülmesi, beyin fonksiyon bozukluğu, özellikle sözel ve sözel olmayan bilişsel kabiliyetler arasındaki dengesizlik ya da çocuklukta yaşanan travma gibi tecrübelerle açığa çıkar. Eğer çocuk diğer insanla başarılı ilişkiler kuramazsa (ilk önce ailesiyle), bu bozukluk zayıf benlik olgusuna kadar uzanır. Başkalarından geri bildirim almayanlar kendilerini aşırı derecede kandırlar bunu da patolojik yalanlar biçiminde başkalarına yansıtırlar.
                   Çok az insan doğası gereği ustaca yalan söyleyebilir. (Ekman 1992). Böyle insanlar yalanı silah olarak kullanabilecekleri mesleklere girerler (politika ve pazarlamacılık gibi). Bu beceriye sahip olan kişilerin ilaveten karakter bozuklukları (narsisist, anti-sosyal kişilik bozuklukları gibi) olabilir. Bu bozukluklar, bu gün yalan, yarın başka yollarla insanlığa büyük zararlar verecektir.
                   Kendimizi ve başkalarını kandırma becerileri geliştirdikçe yalanı yakalama becerisi de geliştiririz. İnsanların yalanı yakalama becerisi yalan söyleme becerilerine göre daha az gelişmiştir. Çok az insan yalan yakalama konusunda olağan üstü beceriye sahiptir. Yalan yakalama konusunda uzman olduklarını iddia eden o ünlü çoğunluk esasında kendilerini kandırmaktadır. Bu uzmanlara inanarak kendimizi büyük riske atmaktayız.  Öte yandan bir sürü insan doğal yalan yakalama becerilerini kullanmaz. Oysa ne kadar çok yalan yakalayabilirsen sosyal güvenliğimiz de o kadar artar.
 
                    Kişinin başkalarını veya kendisini kandırması ne iyi ne de kötü bir davranış olarak nitelendirilebilir. İnsan  beynin evrimleşmesi ile, belki de söylenen yalanlar da görülen artış ve yalanı yakalama ihtiyacının doğmasıyla teknoloji çok önem kazanmıştır. İnsanoğlu iletişimi kolaylaştıran aletler ve metotlar geliştirmiştir. Yanlış da olsa doğru da olsa günümüzde bu gelişmeler çevreyi hatta genleri etkileyebilmek boyuta ulaşmıştır. Bu süreç insanlığa sosyal sistemleri ve genetik mühendisliği yoluyla insan evrimi etkileme fırsatı vermekte, dolayısıyla yok olma olasılığı doğmaktadır. Eğer kıyametten korkuyorsan içgüdüleri yeniden uyarlayabilmeli, yalanın fonksiyonlarını düzenleyebilmeliyiz. Ortaya çıkan gerçek şudur ki bugün insanlık için en büyük tehdit yalan değil gittikçe güçlenen kendini kandırma olgusudur.
 
 
             Kaynak: Dr. Charles V.Ford (1997), Yalan! Yalan! Yalan!,  HYB Yayıncılık, Ankara